Nanga Parbat, 8.126 metreyle dünyanın dokuzuncu yüksek zirvesi — ve dağcılık tarihinin en ağır kayıplarını barındıran bir ad. Pakistanlı Karakoram Sıradağları’nın batı ucunda yükselen bu dağ, “Katil Dağ” lakabını boşuna taşımıyor.
Amerikalı dağcı Rebecca Long, 2026 yazında Nanga Parbat tırmanışını aktardığı yazısında bu dağın yalnızca fiziksel değil, zihinsel olarak da nasıl tükettiğini anlatıyor.
Baz Kamp: Beklemenin Sanatı
Nanga Parbat Baz Kampı, deneyimli dağcıların bile alışmakta güçlük çektiği tuhaf bir ritme sahip. Günler yemek yemek, hava raporlarını beklemek ve takım arkadaşlarıyla vakit geçirmekten ibaret geçiyor. Long, altı aylık hazırlığın ardından baz kampında neredeyse hiç egzersiz yapmadığını belirtiyor.
Ekipte dikkat çekici isimler var. Pekin’den gelen Tao, önceki yaz K2’ye tırmanan ve o seferinde kaya düşmesi nedeniyle bir takım arkadaşını kaybeden biri. Yuvarlak yüzü ve sürekli tebessümüyle 8.000 metrecilerin stereotipik görüntüsüne uymayan Tao, anlattığı hikâyelerle dağlarda ölümsüzmüş izlenimi bırakıyor. Finlandiya’nın önde gelen kadın dağcılarından Anni ise Long’un hem çadır arkadaşı hem de tırmanış boyunca en yakın yol arkadaşı oluyor.
Baz kampta internet yok. Uydu bağlantısı bile çekmiyor. Long başta bunu zorlanarak karşılasa da zamanla dış dünyadan tamamen kopuk olmanın, modern hayatta giderek nadir bulunan bir şey olduğunu fark ediyor.
İlk Aklimatizasyon: Gerçekle Yüzleşme
Ekip, ilk aklimatizasyon rotasyonu için 1. Kamp’a doğru yola çıkıyor. Long, aylarca süren antrenmanın ardından beklenmedik biçimde güçsüz hissediyor; takım arkadaşlarına yetişmekte zorlanıyor. Birkaç gün sonraki ikinci rotasyonda ise aynı yolu çok daha rahat tamamlıyor. Sorun kondisyon değil, aklimatizasyon eksikliğiymiş.
1. Kamp, dik yamaca oyulmuş teras platformları üzerinde duran çadırlardan oluşuyor. Her yönden sert rüzgar, altında derin boşluk.
Kinshofer Duvarı: Tırmanışın En Sert Bölümü
Zirve atağına hazırlık sürecinde en zorlu teknik geçiş, Kinshofer Duvarı: 150 metrelik dik, karışık buz ve kaya. Long, her pitch’te buz sütunundan mı, kayadan mı geçeceğine yoksa doğrudan ipleye asılarak mı ilerleyeceğine karar vermek zorunda kalıyor — ve çoğu zaman yanlış seçim yapıyor. Her bölümün tepesine yorgun düşerek ulaşıp bir sonrakinin beklediğini görmek morali etkiliyor.
2. Kamp’a ulaştıklarında Şerpalar su hazırlayıp Nepalli müzik dinlerken çadır içinde kısa bir nefes molası veriyorlar. Şerpalar oksijeni daha yüksek kamplara taşımak için ayrılınca sessizlik çöküyor. Dağın ortasında, kulakları sağır eden bir sessizlik.
Zirve Atağı: Gece Boyunca Bekleyiş
3. Kamp’ta dört kişi tek çadıra sığışıyor: Long, Anni ve iki Şerpa, Phurba ile Pasang. Saat 20:30’da zirve atağı başlıyor.
İlerleme yavaş. Rota yeterince sabitlenmemiş; ip ekibi derin karda patika açıp ip gererken aynı zamanda oksijen ve yakıt taşıyor. Yeterli ip olmayan noktalarda altı kişilik gruplar yaklaşık iki metrelik aralıklarla birbirine bağlanarak ilerlemek zorunda kalıyor. Tek bir kişinin düşmesi tüm zinciri götürebilir; bu yüzden öndeki kişinin her hareketi birebir taklit etmek gerekiyor.
Soğukta saatlerce bekleyiş, donma tehlikesini de beraberinde getiriyor. Ekip ayaklarını yere vurarak, ellerini birbirine çarparak ısınmaya çalışıyor.
Eğim hafifleyince bireysel tırmanışa geçiliyor. Long, Boston’dan yola çıktıktan yaklaşık üç hafta sonra Nanga Parbat zirvesinde duruyor.
İniş ve Dönüş
Zirve, hikâyenin yarısı. Soğuk gecenin ardından ekip öğle sıcağında iniyor; down tulum içinde bunalıp ter döküyorlar, çığ tehlikesinin farkında olarak. Long, 3. Kamp’a döndüğünde yüzü — oksijen maskesiyle güneş gözlüğü arasında kalan dar şerit boyunca — ciddi güneş yanığına uğramış; gözleri kan çanağına dönmüş.
Tao da zirveye ulaşıyor; iki Şerpa’nın desteğiyle ve fotoğraf çektirmek istediği onlarca bayrakla.
Baz kampa dönüşte her yeri kaplayan yabani çiçekler Long’u karşılıyor. Kutlama gecesi çadırda müzik, yemek ve Pakistan ordusu görevlilerinin sevinç ateşleri var. Dağ ise yakın bir kaya düşüşü sesiyle varlığını hatırlatmaya devam ediyor.
Nanga Parbat’ın Gölgesinde Kayıplar
Belçikalı dağcı Paul, tırmanış sırasında bacağını sakatladı ve geri dönmek zorunda kaldı. 60’lı yaşlarının başındaki Paul için bu, ikinci Nanga Parbat denemesiydi — ve büyük olasılıkla son.
Tao’nun K2 hikâyesi de tehlikenin boyutunu taze tutuyor: Bir önceki yaz, kaya düşüşleri nedeniyle takım arkadaşı hayatını kaybetmişti.
Nanga Parbat’ı tırmananlar bunu iyi biliyor. Bu dağ, her zaman herkesi bırakmıyor.


Bir yanıt yazın